Öncelikle belirtmem gerekir ki burada yer alan vakalar “Sosyal Hizmetlerde Yanlış Uygulamalar, Etik İhlaller ve Sorunlara İlişkin Bir Araştırma” isimli kitaptan, çalışmadan alınmıştır. Öğrenci arkadaşlarım, sosyal hizmet ilgilileri sıklıkla vaka örneği istediği için de kitap içerisinde yer alan vakaları ayrı bir başlıkta buraya eklemek istedim. Lütfen vakaları ilgili kaynağı referans alarak kullanın.

Giriş

Vakalar genel olarak değerlendirildiğinde, bir kısmının uzmanın deneyimsiz olduğu, mesleğin ilk yıllarından olduğu görülmüştür. Bu örneklerde uzmanın deneyimli bir meslekdaştan aldığı süpervizyon ile etik ihlâle ilişkin müdahalede bulunduğu da gözlenmiştir. Bir vakada müracaatçının yararı ile kurumun çıkarlarının çatıştığı ve uzmanın bundan rahatsızlık duyduğu, kimi zaman da bu durumla ilgili harekete geçtiği ve resmî bildirim yaparak etik ihlâli çözmeye çalıştığı görülmüştür (Örnek Vaka 1).

Bir diğer sorun kategorisi, müracaatçı ile kuruluş personeli ya da profesyonel arasındaki ilişkide ortaya çıkan etik ihlâllerdir. Bunlar bireyin onurunu ve değerini hiçe sayan uygulamalardır (Örnek Vaka 2, 3).

Bir vakada, kuruluşta var olan maddî yolsuzluk oldukça net bir şekilde iletilmekteyken (Örnek Vaka 4), hizmetlerin yetersizliği ve hizmet sunumunda yaklaşım sorunu, iki vakada karşımıza çıkmaktadır (Örnek Vaka 5, 6). değerlendirerek yardım sunma/meslekî müdahalede bulunma sorumluluğu olan sosyal hizmet uzmanının değerlendirmesine çoğunlukla yönetici tarafından müdahalede bulunulduğu ve meslekî karar üzerinde etki yaratılmaya çalışıldığı gözlenmektedir (Örnek Vaka 6, 7, 8, 9). Bu baskı, müracaatçılar açısından hakların kullanılamaması, çocuk istismarı, kendi yaşamı üzerinde karar verememe gibi sonuçlar doğurmakta ve müracaatçıların hak ihlallerine uğramalarına neden olmaktadır.

VAKA ÖRNEĞİ 1

“X Kız Yetiştirme Yurdu’nda çalışırken tanık olduğum ve beni rahatsız eden bir olay olmuştu. Eğitim hayatıyla ilişiği kesilmiş, eğitim hayatları devam etmeyen ya da farklı farklı sorunları olan çocukların toplandığı bir yetiştirme yurduydu. Grup evleri, grup sorumluları, grup hemşireleri vardı ve iki gruptan bir sosyal hizmet uzmanı ya da psikolog sorumluydu. Bir çocuk işe, okula devam etmiyor. Sanata yönelik bir yetiştirme yurduydu, ama işe de gitmek istemiyor. Çocuğun bazı problemleri var. Genel davranışlarında içe kapanık olduğu için, çok dikkati çeken bir şey yok yaşadığı şeylere ilişkin. Arkadaşlarıyla, hemşire ablalarıyla arasındaki ilişki çok iyiydi. Ben de o zamanlar üç yıllık meslek elemanı olmama rağmen, başıma kaldığı için müdür yardımcısı ya da müdür vekili olarak görev yapıyordum.

Çocuğun dolabının kapağında, gece bekçilik yapan kurum bekçisinin yarı çıplak bir fotoğrafı vardı ve bu personel evli ve çocukluydu. Bu, çocukların dikkatini çekmişti; sevgilisi/erkek arkadaşı olabilir, ama kurumda çalışan evli personel olmasından dolayı dikkatlerini çekmiş ve hemşire ablalarına iletmişlerdi; normal olmayan, yolunda gitmeyen bir şeyler olduğuna ilişkin bir mesajdı. Bunu benimle paylaştı hemşire hanım. Ne olabilir, gözlemleyelim çocuğun davranışlarını ya da sıkıntısı var mı, soruna yol açan bir durum var mı yaşanılan, diye gözlem yapıyorduk.

Çocukla hemşire ablası biraz görüştüğünde, bu gece bekçisine karşı duygusal bir şeyler olduğunu, aşk olduğunu öğrendi. 14 – 15 yaşında falandı. “Ne yapabiliriz, çocuğu da hırpalamadan nasıl engelleyebiliriz, personelle konuşalım’’ diye plânlar yaparken; “çocuk ile ‘ne yaşandı, boyutu nedir, çocuk ne durumda, kendini nasıl hissediyor’ öğrenmek için birinci derece yakını olan grup ablası personelle de ben konuşayım’’ diye düşünmüştüm. Ben de meslek büyüklerime danışmıştım: “böyle kuşkulu bir durum var, hiç hoş değil. Hoş olmayan şeyler çıkabilir sonuçta, bilmiyoruz. Bu personelle konuşayım mı, ne yapayım?’” diye. Arkadaşlarının grup ablasına geri bildirimlerinden, çocuğun duygularının ileri boyutta olduğunu ve çocuğun karşılıklı olduğunu hissettiğini filan öğrendik. Ve ben personelle görüşmek istedim. Meslek büyüklerimden olan, o zamanlar erkek yetiştirme yurdundan olan meslekdaşıma danıştım ve −3 yıllık meslek elemanıydım− “bu bekçiyi çek konuş bakalım, tepkisi ne olacak? Bir süre sonra sen izne ayrıl, biz çocukla daha ayrıntılı konuşalım’’ demesiyle bu şekilde bir görüşme plânı yaptım. Bu bekçi açıklama yapmadı ve kendini suçluyormuşum gibi hissetti. “Tamam, ben ayrılırım, istifa edeyim o zaman’’ filan dedi. İnkâr da etmedi, var da demedi. “İstifanı istemiyorum, ama sen bilirsin’’ demiştim. İstifaya nasıl geldiğini bilemedik. O ayrıldıktan sonra, ne şekilde öğrendiğimizi tam hatırlamamakla birlikte −galiba çocuktan duyduklarımız sonucu− bu ilişkinin tam anlamıyla tecavüz ve cinsel istismar olduğunu öğrendik. Ne yaparız, nasıl yaparız diye ben, bir üst makamım olarak il müdürlüğüne konuyu bildirmek istedim, önce sözlü olarak. Beni o zamanlar en çok hırpalayan, üzen şey şuydu: meslekdaşlarımız olan il müdürümüz ve müdür yardımcısı okulun adı duyulmasın diye koruyucu bir bakış açısı ile “Olmaz böyle şey, emin misin, çocuklar şey yapabilir’’ diyerek kendimi kötü hissettirdi. Henüz tecavüz olduğu bilinmiyordu. “Bir şey olmasaydı, ev geçindiren bir personel istifa etmezdi. Boyutunu bilmiyoruz. Önce araştırılması için size bildiriyorum, çocukla görüşmeyi göze alamadım, bir idarî soruşturma belki açılır’’ diye danışarak sözlü bilgi verdim ve il müdürü “Yazma, bakalım öğrenelim, bakalım doğru mu, kim bilir çocuğun doğru söylediğini’’ diyerek inanmadı, inanmak istemedi. Benim “Nedir, ne değildir, çocuğun durumunu konuşmak için çağırdım ve hemen istifa etti, yazı göndermeden önce size sordum’’ dedim ve “Yazıyı gönderme, gönderme şimdilik’’ dedi. Birkaç gün geçmesine rağmen olayla ilgili bana hiç geri dönüş olmayınca, ben de her şeyi göze alarak resmî yazıyı yazdım.

O zaman yeni ilçe olmuştuk, Kaymakamlık üzerinden yazışma gidiyordu; eskiden direkt İl Müdürlüğüne doğrudan yazıyorduk. Fikir danıştığım meslek büyüğüm “yaz’’ dedi. Örtbas edilecek gibi bir duyguya kapıldım çünkü, ne yazık ki. Ve paylaşmıştım bunu, meslek büyüğüm de “yaz’’ dedi. Yazı kaymakamlıktan geçti ve sonra da İl Müdürlüğüne gitti. Kaymakam İl Müdüründen önce aradı beni: “X Hanım, ne diyorsunuz bununla ilgili, daha farklı şeyler olmuş olabilir mi’?” Ben de “Bilmiyorum, ama daha farklı bir boyutta bir şeyin yaşanmış olabileceğinden kuşkuluyum ve açığa çıkmasını istiyorum. Etraflıca konuşulsun diye bunu gönderiyorum. Personelin bugüne kadar insan olarak bir hatasını görmedim, zarar vermiş midir çocuğa yorum yapamam, bilemem, ama çocuğun risk altında olduğunu düşünüyorum ve çocuğu korumak için açığa çıkmasını istiyorum’’ dedim. Sonra yazı İl Müdürlüğüne gitti ve idarî soruşturma yapıldı; bekçi ve çocukla görüşüldü. Soruşturmada çocuk bir şeyler anlattı, ama çocuk soruşturma sırasında kuruluştan kaçtı. O ara benim tayinim çıktı, başka bir ile.

Ama sonra öğrendim ki çocuk bulunmuş ve geldikten sonra alınan öyküler sonucu bekçinin çocuğa tecavüz ettiği ortaya çıkmış ve bekçi tutuklanmış. Orada meslekdaşım olan İl Müdürü ve Müdür Yardımcısının konuyu örtbas etmeye çalışması, beni vazgeçirmeye çalışması, beni çok yaralamıştı. Çocuğu, çocuğun haklarını korumak değil, kurumu ve kurum aracılığıyla personeli korumak çok içimi acıtmıştı. Bu olayı hiç unutamıyorum. Olayın çok derin boyutta olduğu çıktı ortaya, tutuklandı, ama kızı kaybettik… En acı deneyimlerimden biridir o. Kaybettik ne yazık ki.”

ÖRNEK VAKA 2

“X şehrinde Kız Yetiştirme Yurdunda iki üç yıl çalışma sonrası üst yönetimin haklı gerekçeleriyle yurdun kapatılmasına karar verilmiş. Çözümlenemeyecek boyutta sorunlar nedeniyle dağıtılmasına karar verildi, ama ne yapılabileceğine karar verilmemişti.

Ben o zaman da vekâleten müdür yardımcısıydım. Hangi sorunların kastedildiğini çok bilmediğim halde, bebekliğinden beri orada yaşayan, oraya alışmış insanları yerlerinden etmenin sağlıklı bir şey olmayacağını; sorun varsa, sorunun çözümüne yönelik kendimce bir rapor sunmuştum İl Müdürlüğü’ne, burada iyi bir ekip olursa çocukların sorununa çözüm bulunabilir diye. Ama çoktan karar verilmişti. Sonra bana çocukların dosya bilgisi geldi; hangi çocuğu nereye gönderelim diye. Benim raporum etkili olmadı; çok üzülüyordum, dağılacaklar ve bilmiyorlar diye. Sonra dağıtım süreci başladı, nereye gidecekleri açıklandı. Ben sorumlusu olduğum grupla birlikte onları götürmüştüm.

O zamanlar 15-16 yaşlarında olan bir kızımız vardı; dosyasında ise hiçbir bilgi yoktu, sadece bir gazete küpürü vardı. 1973 doğumlu, X yerde bulunmuş, X Çocuk Yurduna verilmiş, sonra X Yetiştirme Yurduna verilmiş ve defalarca da koruyucu aileye gitmiş gelmiş, olmamış. Onu rastgele bir yetiştirme yurduna (başka bir kentte) verdik. Tabiî bizim kızımız doğduğundan beri X’de; biraz hırçın-inatçı, ama kendisiyle iletişimimiz çok iyiydi. Bana güveniyordu, ben de ona güvenip seviyordum. “Ben burada kalmam” diyerek kaçtı. Getirdik ve ben ona o gün orada bir söz verdim: “Başarabilir miyim, bilmiyorum, ama buradan naklini istemek için girişimde bulunacağıma söz veriyorum.” Her hafta telefonlaşıyorduk. Ben gerçekten de X’e dönünce Genel Müdürlüğe bir dilekçe yazdım; bu yaşa kadar kimsesiz, defalarca koruyucu aileye gitmiş gelmiş, şu andaki yurduna uyum sağlaması çok zor, yakını da yok ve benimle ilişkisi iyi ve bana yakın bir yere nakli yapılabilir mi diye. Y şehrine çıktı nakli. Oradaki Kız Yetiştirme Yurduna nakli çıktı. Kız −ben ona öyle demedim ama− hemen olacak diye bir beklentiyegirdi. Bu süreçte o şartlara dayanamayıp kaçıyor, kendini arabaların altına atıyor; ben blöf yaptığını sanıyordum, ama araştırıyorum ki gerçekten yapıyormuş. Bana da duyuruyor ki, daha çabuk elini tutayım. Neyse, çıktı nakli.
O sırada yurt boşaldıktan sonra, oranın sokak çocukları için kurumsal uygulama merkezi olacağına karar verildi. İnşaat sırasında ben haftada üç gün İl Müdürlüğüne gidiyorum. İki gün de burada memurlar var sadece, ben varım; binayı bekliyoruz.

İl Müdürlüğünde her kuruluştaki çocukların dosya bilgileri var. Ben kızımızın dosyasına baktım ve yurtta hiçbir bilgi yokken, orada hem o gazete haberi hem de sararmış bir kağıtta dilekçe gördüm yurt dışından. “Bu buluntu bebek bizim çocuğumuz olabilir” diye, aradım-taradım, buna bir cevap verilmiş mi, daha sonra ne olmuş diye, hiçbir ipucu yok. Ne cevap verilmiş, ne bu kişi yazmış. 73 yılında yazılmış, kağıt sararmış, ama adres belli. Ben o adresi aldım, merakımdan neden bir şey yapılmamış, cevap verilmiş mi diye. Bu sırada biz kız ile görüşüyoruz; beni izinli olarak X’de ziyaret ediyordu, sonra yurduna dönüyordu. Ben yurdun müdürü ile iletişime geçtim. “Acaba siz çocuktan sorumlu kişi/müdür olarak bu adrese ulaşabilir misiniz?” diye. Müdür “tamam” dedi ve adrese yazı yazmış ve 16 yıl sonra çocuğun öz amcası çıktı. Daha sonra öyküyü öğrendik ki biyolojik babası, B’nin annesine 15-16 yaşlarındayken tecavüz etmiş. Adam evli başkasıyla, çocuk hamile kalmış ve akrabalar duymasın, evliliği bozulmasın diye anneye bebeğin doğum sonrası öldüğünü söyleyip çocuğu kaçırıyorlar. …’ye bırakılmış, yuvaya getiriliyor.

Amca çıkıp geliyor ve Türkiye’de teyzeleri var. Anne de başka biriyle evlenmiş. Çocuğun yaşadığını öğrenince kadına felç geliyor, ağır bir şey yaşıyor. B ile iletişim kurmuşlar; 17 yıl sonra bir ailesi oldu B’nin. Amca ziyarete gelmiş, fotoğraflar filan. B beni ziyarete geldiğinde annesine bizim İstanbul’daki kuruluşun telefonunu verdi, daha annesinin yüzünü görmedi, ama annesiyle beni konuşturdu. Kadıncağızın konuşması da etkilenmişti, normal konuşamıyordu. Ve amca gelmiş, o S’ deki teyzelere götürmüş. Teyzesi annesine ait bir gömleği vermiş ve B o gömleği bana vermişti, bu sizde kalsın diye. Çok duygusal bir şey. Ve bunu hep öğrencilerime de anlatıyorum, duyarlılığın, merakın nelere yol açabileceğini. Sonra …. gitti B. Sonra ne ben onu buldum, ne o beni bulabildi, ama ….. olduğunu biliyorum.

Adamın dilekçesi kalmış orada, kalmış. Kağıt mı, hayatın karşılığı mı, kimse fark etmemiş, ilgilenmemiş de herhalde.

ÖRNEK VAKA 3

Mesela o zaman rehabilitasyon merkezinde idareciydim, tabiî o zamanlar, 90’lı yılların sonu, şu anki gibi engelli çocuklara yönelik toplumda çok ön yargıların olduğu bir dönem. Stajyer öğrencilerim vardı, bir araştırma yaptırdım, hem özel kurumlarda, hem bizde “Acaba bu kurumlarda hizmet alan engelli aileleri çocuğunun engelini kabul ediyor mu, etmiyor mu?” diye. Açık uçlu ve kapalı uçlu sorular sorduk. Yüzde 80’ni çocuğunun engelini kabul etmeyen bir tablo çıktı karşımıza, yani ‘Benim çocuğum engelli değil’ diyor. Dedik ki: “O zaman biz ailelerle olan iletişimimizi buna göre kurgulayacağız.” Her ay eğitimler yaptık. Bir gün bir aile dedi ki: “Benim çocuğum okumayı öğrenmek istiyor.” Bir meslekdaşım da dedi ki: “Ben de uçmak istiyorum.” Yani benim uçmam nasıl imkânsızsa, senin çocuğunun da… Ve ailenin yıkıldığını gördüm ben.

Sonra tabiî bunu meslekdaşımla görüştüm, çok yanlış olduğunu. Yani burada biz dilimizi, iletişimimizi bazen farklı kullandığımız oluyor. Acıtıyoruz karşıdakini, onun yerine kendimizi koymuyoruz. Benim yaptığım hatalar olmamış mıdır bu 25 yıllık süreçte? Mutlaka olmuştur. Meslekî yaşamımda müracaatçıya aşırı derecede kızdığımı bilirim, odamdan dışarıya çıkardığımı bilirim. Yapmamam gerekiyordu belki, ama bazen de, işte sonuçta biz de insanız.

ÖRNEK VAKA 4

Özel Bakım Merkezi’nde çalıştığım süre boyunca engelliler için çıkarılan yemek listelerinin sadece bir kişilik yapıldığını, denetimlerde bu numunenin gösterildiğini, geriye kalan günlerde engellilerin listede yer alan hiçbir yemeği yemediklerini, yalnızca makarna ile beslendiklerini gördüm. Denetimlerde ise, sanki listede yer alan bütün yemekler veriliyormuş gibi yapılıyordu. Bir de sigara içen engellilere sigaraların üç ayda bir verilmesi gereken maaşlardan alınıyormuş gibi gösterildiğini, ancak sigara alınmadığını, kaçak sigara alınarak engelli bireylere birer birer verildiğini gördüm. Oysa engelli maaşlarından sigara masrafı faturalandırılarak gösteriliyordu.

ÖRNEK VAKA 5

Bir tane engelli kızımız, hafif engele sahip, 16-17 yaş civarında. Engelli kızımızın, ciddî davranışsal sorunları var. Özel eğitime de devam ediyor, ailesiyle yaşıyor. Evden kaçma gibi ciddî bir davranış sorunu var, üst boyutlu. Öğrendiğimiz kadarıyla baba bize, çocuğu kurum bakımına vermek için müracaat etti ve çok ağır sorunlar yaşadığını, artık zapt edemediğini, birçok yöntem denediğini, eve kilitlemekten tutun da neredeyse bağlamaya kadar, hatta dövmeyi de bir disiplin yöntemi olarak kullanmaya çabaladığını, ancak kızının geçmişte de bir istismar olayının olduğunu ve bu nedenle de süren bir davası olduğunu söyledi.

Boşanmış bir aileydi, çocuğun annesi ise şizofren. Yani bakımını üstlenecek bir durumda değil zaten. Kız da eğitim durumuyla ilgili, hafif mental retarde. Bununla beraber ergenlikte cinsel davranışlar da gelişmişti. Bir sevgilisi var, erkek arkadaşı da çocuk. Özellikle kaçma gerekçesi, o dönem, sürekli çocukla beraber olmak. Ama şöyle, her ikisi de engelli, okudukları okuldan tanışıyorlar, özel eğitim merkezinden. Kaçıyorlar ve boş, metruk binalarda cinsel birliktelik yaşıyorlar. Aileler bu durumdan çok rahatsız. Belki kontrollü bir şekilde olmasına da izin verebilecek haldeler. … Bu arada yaşadıkları evde baba ikinci kez evlenmiş, diğer kadından da çocukları var, evde küçük çocukları var. Hani bu anlamda da aile mekanizması bozguna uğruyor. Bunları çok uzun zamandır da yaşıyor aile, çözüm üretemez hale gelmişler ve son aşamadalar. Kızla ilgili çok ciddî bir risk değerlendirmesi yaptık ve ev görüşmesi ile beraber yaklaşık iki ay boyunca, yine de aile içerisinde sorunu çözelim, danışmanlık devam ettirerek sorunu çözelim diye, aileyle bir psikolog arkadaşımızla ben sürekli olarak vakayla çalıştık.

En son noktaya, artık olmuyor noktasına…çünkü sorunu çözmeye çalışalım, evde kalması için, ne olur da evde tutabilirler, başka alternatifler geliştirebilir miyiz, üvey anneyi biraz destekleyebilir miyiz. Ama yok yani, bozulmuş, bitmiş bir sistem var ortada, çocuğun da ciddî riski var, neden, özellikle evden kaçma, boş binalarda kalma, hani farkındalığı olması, engeli, cinsel davranış yönelimleri, onunla ilgili riskleri, başkalarından da bu anlamda tacize açık olma haliyle birlikte biz artık kurum bakımını zorunlu olarak gördük, yaşı ilerde olmasından da…kurum bakımı önerisini de şöyle yaptık işte: çocuğun yaşam boyu, en azından rehabilitasyon süreci bitinceye kadar, korunma altına alınmasına karar verdik. Ama korunma için sosyal rehabilitasyon merkezi önerdik, durumuna uygun bir rehabilitasyon, devlete ait bir rehabilitasyon merkezinde, artık hangisine bakanlık onay verirse, çocuğun korunma altına alınması, 5395’ten istedik, yani engelli olması üzerinden gitmedik, KMÇ vakası olarak değerlendirdik. Bunu değerlendirirken de, burada, çocuk hakikatten hemen yerleştirme yapılamıyor, gittisi-geldisi, evrakı, bürokrasisi, yerleştirme sırası falan göz önünde bulundurarak, çocuğun da direkt kız yetiştirme yurduna al koy gibi bir hali olmayacağı için, uygun bir merkez de olmaması nedeniyle, kızların ilk kabul merkezi olarak kullanılan ilk kabul merkezinde nakli gerçekleşinceye kadar barındırılmasına (..)

Amaç hani bu değil de, burada geçireceği zamanı mümkün olduğunca kısa tutmak ve bir an evvel uygun bir kuruluşa…ama mesela bizim müdahil olabileceğimiz yer hizmetin ne olabileceğine karar vermek…sosyal hizmet merkezinin rolü o..hani hizmet modelini belirliyorsunuz, sonrasının takibi, vs. sizde değil.. Ve şöyle bir durum oldu: birkaç ay sonra çocukla ilgili bir ihbar aldık biz. Kurumumuza yine bir ihbar geldi. Onun öğretmeni olduğunu söyleyen bir kadın, evden kaçtığını, düştüğünü, annesinin dayak attığını, annesinin-babasının yurt dışında olduğunu falan söyleyerek ihbar etti. Tabiî biz bir şok geçirdik, kısa çaplı, çünkü biz onunla ilgili hizmet modelini belirledik ve koruma altına aldık… Nasıl, yani, evde ne işi var, hali yaşadık. Müdahil olduğumuzda öğrendik ki, çocuğun koruma kararı kaldırılarak danışmanlık tedbiri verilmiş, kız hakkın da…

Kız aileye teslim edilmiş, babanın dilekçesi var, abi, anne “kaldırılmasını istiyorum” diye. Baba bu arada uluslararası tır şoförlüğüne başlamış. Üvey anne ve diğer çocuklarla yalnız kalıyor. Kuvvetle muhtemel de baş edilemeyen yerde şiddet de görüyor, ama evden kaçma davranışı devam ediyor, baş edilemiyor, vs. İşte orda da kız çocuklarının manipüle edileceği, kullanılabileceği, öğretmenler tarafından bir şekilde abartarak da yansıtıyor ya da hiç yoksa bile. Atıyorum, anneden kaçıyor, bütün ilgi öğretmende, öğretmenleyken çok iyi, uzaklaşınca çok büyük sorunlar. Hani tipik engelli, ya da davranış sorunu yaşayan çocuk sorunları. Tekrar müdahale ettik, vesaire. Bu arada aileye ulaşamadık, çocuğa ulaşamadık, çok güç olabiliyor bazen, evinde bulamıyorsunuz, ulaşamıyorsunuz. Danışmanlık tedbiri bizim kuruluşumuzda başka bir arkadaşımıza geldi, bu süreçte danışmanlık süreci işletilmeye çalışıyor, ama danışmanlık işlemez, çünkü çocuk danışmanlık alabilecek durumda değil, hani orada değil. o süreç öyle devam ederken, bu çocuk o esnada 18 yaşını doldurdu, reşit oldu, artık çocuk değil. … Reşit oldu, fakat biz babaya ulaştık, geldi yurt dışından, anne ile, anne şizofreni olduğu için hiçbir şey yapamıyorsunuz zaten, raporları var. Zaten velâyet babada falan derken, baba yurt dışından geldi, şu an burada, işini bıraktı. biz tekrar çocuğun, bu sefer engelli olarak, raporlarıyla birlikte, engelli bakım merkezine, resmî bir bakım merkezine..hafif engelli olduğu için, yazdık Bakanlığa. Fakat bu durumlarda vasi kararı, korumaya yerleştirme kararları gibi kararlar istiyor Bakanlık. Biz tamamen tevzi kararları, hani adamın mahkemeye başvurduğunu gösteren belgelerle yolladık, ki, işlem olsun. Bakanlık onaylamadan bize geri yolladı durumu… Şu an işte vasi kararları çıktı, kuruma yerleştirme kararı ile ilgili belgeleri bekliyoruz, tekrar Bakanlıktan isteyeceğiz. Şimdi bir çocuğun biz, 16 yaşında, 16 buçuk yaşında koruma altına aldık, hani bu gibi durumlarımız yokken. Beni asıl üzen bunlar olabilir.

Yaklaşık 2 senedir vakayı biliyoruz. Onun öncesine bizim hiç dahlimiz yok, bilmiyoruz. Aileden gelen birşey yok, mahkemeden gelen bir şey yok, polisten gelen bir şey yok, yani sistemin dışında bir çocuk. Babanın talebiyle birlikte bizim haberdar olduğumuz, vakaya müdahil olduğumuz bir durum. Kuruma yerleştirmek istiyor baba, biz sistemin gereğini yaptık, 16,5 yaşındayken. Şu anda 18, reşit kişi, artık çocuk korumasından çıktı. Engelli olarak işlemlerini devam ettirmeye çalışıyoruz ve beklediğimiz bir evrak var. Biz yine kuruma yerleştirmek için yazacağız, Bakanlık yerleştirir mi, yerleştirmez mi, onu bilemiyorum, çünkü şöyle cevaplar alıyoruz, yer olmadığı için uygun görülmemiştir diye Bakanlık yazı yazıyor. Ve bu esnada şu an çocuk en son bir buçuk ay önce intihar girişiminde bulundu, hastanede tedavi altında tutuldu, psikiyatri tedavisi devam ediyor. Yani çok ağır şey değil, başka şeye dikkat çekme ile beraber gerçekleşen bir durum vardı büyük ihtimalle. Ama çocuk nihayetinde özkıyım denemesi yaptı, en sona geldi. Baba bunun üzerine yurt dışına bir daha gitmemeye karar verdi. Hani vasilik ile ilgili sıkıntılar yaşadık, vasi olmak istemedi aile, abla, üvey anne falan filan, yani girişimi gerçekleşmiş olsaydı eğer, kendine zarar verme davranışı nihayetlenmiş olsaydı, nasıl açıklanacaktı bu durum.

ÖRNEK VAKA 6

Ağabeyi tarafından cinsel istismara uğramış çocuk ve İl Müdürü diyor ki, “Bu adam iyi birine benziyor, çocukla görüşmek istiyor.” Annesi de gelmiş, ablası da gelmiş. Çocuk konuşmuyor, yani o yaşadığı şoktan sonra kesinlikle konuşmuyor. Biz yazarak çalışıyoruz çocukla, yazarak anlaşıyoruz. Daha sonra birkaç kelime konuşmaya başladı, tam düzeldi falan, aile buldu izini. Ben bir toplantıdayım, sosyolog bir personelimiz vardı; o beni arıyor, “X Hanım, İl Müdürü çocuğu istedi, İl Müdürlüğünde ailesiyle görüştürecekmiş.” Toplantıdan nasıl çıktığımı hatırlamıyorum. Nasıl arabaya atladım, nasıl İl Müdürlüğüne gittim, anlatamam sana o süreci. Elim ayağım titriyor, çünkü tedavi gören ağabeyle görüştürecek. İl Müdürlüğüne bir gittim, çocuk aileyle görüştürülmüş, anne çocuğun koluna girmiş sıkı sıkı, bir tarafta da abla girmiş çocuğun koluna. Kürtçe konuşuyorlar ve ben anlamıyorum.

Kürtçe, çocuğu ikna etmeye çalışıyorlar gelmesi konusunda, ağabeyinin kendisine bir şey yapmadığı konusunda. Bunları daha sonra çocukla konuştuktan sonra anlıyorum, çünkü ne konuştuklarını bana anlattı. Ağabey, ızbandut gibi bir adam, orada dolaşıyor ve silahlı. Yani orada ne yaptık, ne ettik bilmiyorum, güvenlik personeli vardı orada; ona, “Bu adamı bir şekilde tutuyorsun ya da çıkarıyorsun, oyalıyorsun. Bir şey yap” dedim. “Tamam, ben sizi anladım X Hanım” dedi. Kızı nasıl kaptım, nasıl arabaya bindirdim, nasıl kaçırdım, hatırlamıyorum. Düşünsene, yani adam silahla gelmiş oraya, o kız orada hüngür hüngür ağlıyor, gitmek istemiyor. İki tane kadın, anne ve abla onu ikna etmeye çalışıyor. Neyse, biz kaçırdık kızı. Ama tabiî, ben kuduruyorum sinirden.

O sinirle İl Müdürünün odasına girdim, yani bastım artık odayı, adama ağzıma ne gelirse. “Siz ne yapmaya çalışıyorsunuz? Biz meslek elemanıyız, bu işin içinde yıllardır varız. Eğer bu çocuk bize ağabeyi tarafından tecavüze uğradığını söylüyorsa, biz buna inanmak zorundayız. Çocuğun adli raporları var cinsel istismara uğradığına dair ya da cinsel ilişkiye girdiğine dair ve çocuğun ifadeler bizim için geçerli. Biz, ona inanmak zorundayız.” Çocuk konuşuyordu, o olaydan sonra yine konuşmamaya başladı.

İnsanların dış görünüşüne bakıp, iyi olup olmadığına karar verebiliyorlar. Orada, sizin meslekî çalışmanız, meslekî bakış açınız, profesyonelliğiniz hiçbir şey ifade etmiyor; yani adama bakıp, onun iyi ya da kötü olduğuna karar verebiliyor. Böyle bir olay yani. Daha da bir sürü şey.

Sonra o adam geldi, kuruluşun önünde aylarca bekledi, belinde silah gösterdi bize. Bizi tehdit etti, “Sizi vuracağım. Ama yok, sizi vurmayacağım, sevdiklerinizin canını alacağım” diye. Aylarca silahla bekledi kuruluşun kapısında. Sonuçta çocuğu vermedik aileye, çocukla tekrar çalışmaya devam ettik. Yeri öğrenildiği için de başka bir yere naklettik, ama çok zor oldu. Çünkü bize alışmıştı, konuşmaya başlamıştı, o şey psikolojisi düzelmişti, tedaviye devam ediyordu falan. Bize de çok düşkündü, kıyıp da başka bir yere de gönderemiyorduk onu. Orada, bizim dizimizin dibinde. Çünkü alışmış. Birazcık daha meslekî olarak çalışalım, birazcık daha iyi olsun, ondan sonra yetiştirme yurduna gönderelim düşüncesindeyken, böyle bir olayla çocuk tamamen geriledi, göndermek zorunda kaldık. Ona da çok zor oldu. Aylarca telefon etti bize konuşmak için. Sonradan ayrılmış yurttan, işe yerleştirilmiş falan.

ÖRNEK VAKA 7

X İlin Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğüne, 14 yaşında bir erkek çocuk ile 13 yaşında bir kız çocuğun bir evin bahçesinde düğün eğlencesiyle evlendirildikleri ihbarında bulunulmuştur.

Vakaya dair daha ayrıntılı bilgi edinmek amacıyla ihbarda bulunan kişi telefon ile aranmıştır. İhbar eden kişi, yaşadıkları apartmanın yanında gecekonduların olduğunu, burada yaşayan 13 yaşındaki kız çocuğu ile 14 yaşındaki erkek çocuğunun evlilik düğünlerinin geçen gece gecekondunun bahçesinde yapıldığını ifade etmiştir. İhbarda bulunan kişiye çocukların yaşlarını nerden bildiği sorusu sorulmuş, ihbarda bulunan kişi de, bu kız çocuğu ve ailesiyle yıllardır komşu olduklarını, çocuğun yaşını bildiğini, ancak erkek çocuğun yaşının 14 olduğunu diğer komşulardan öğrendiğini ifade etmiştir.

İhbar evrakının ilgili meslek mensubuna teslim edildiği gün, meslek mensubu inceleme yapmak için düğün eğlencesinin yapıldığı eve gitmiştir. Belirtilen evde yaşayan yetişkinler ile görüşme yapılmış, ancak yetişkinler kız çocuklarının olmadığını ve çocukların evlendirilmesi olayının da yaşanmadığını ifade etmişlerdir. Hanede yaşayan yetişkin erkeklerden biri, “ Çocuklar birbirlerini sevmişlerse, kimi ilgilendirir, evlenebilirler” ifadesini kullanmış, ancak çocukların evlendirilmesi olayının kendi evlerinde gerçekleşmediğini belirtmiştir.

Söz konusu çocuklara ulaşılamadığından, ihbarda bulunan kişi ile tekrar iletişime geçilmiş ve aynı sokakta yaşayan diğer komşularla görüşülerek, düğün eğlencesinin olduğu gece evlendirilen iki çocuğun gece yarısı bir otomobile bindirilerek götürüldüğü öğrenilmiştir.
Meslek mensubu vakaya dair inceleme raporu düzenlemiştir. Raporunun sonuç bölümünde evlendirildikleri iddia edilen çocukların yer tespitlerinin yapılabilmesi için İl Emniyet Müdürlüğünden yardım talep edilmesi ve çocuk yaşta evlilik iddiası nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulması gerektiği belirtilmiştir. Buna rağmen ilgili İl Müdürlüğünde görevli üst düzey bir yönetici “alan memnun, veren memnun, neden ortalığı karıştırıyorsunuz” ifadesini kullanarak vakayı kapatmasını meslek mensubundan istemiştir. Sosyal hizmet merkezinde kurulan komisyon vakanın kapatılmasına karar vermiş, bu nedenle de ihbara dair işlem yapılmamıştır.

ÖRNEK VAKA 8

X İlinde Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğüne, 79 yaşında yalnız yaşayan bir yaşlının, temel ihtiyaçlarını ekonomik yoksulluğa da bağlı olarak artık karşılayamadığı, bu nedenle acilen X İlinin sınırları içinde hizmet veren kamu kuruluşu bir huzurevine yerleştirilmesi için ihbarda bulunulmuştur.

Vaka, ilgili meslek mensubuna havale edilmiştir. Meslek mensubunu ilgili İl Müdürlüğünde görevli üst düzey bir yönetici telefonla aramış ve söz konusu yaşlının X Huzurevinde yerinin hazır olduğunu, sadece sosyal inceleme raporu yazılması gerektiğini belirtmiş, bu raporun da acilen yazılmasını istemiştir. Meslek mensubu aynı gün yaşlının ikamet ettiği adrese gitmiş, yaşlı ile görüşmüştür.

Üst katlarında evli olan çocukları yaşamakta olan yaşlının aile apartmanında, kendisine ait olan giriş katındaki dairede yaşadığı, emekli olduğu, ekonomik yetersizliği olmadığı, zihinsel bir probleminin olmadığı, fizyolojik olarak hala kendi kendine yeter durumda olduğu öğrenilmiştir. Yaşlının şu an kendi kendine yeter durumda olduğunu, bu nedenle huzurevine yerleşmek istemediğini belirtmiş olması ve yaşadığı apartmanın diğer katlarındaki dairelerde de çocuklarının yaşıyor olmaları nedeniyle, sosyal yoksunluk da tespit edilmediğinden, meslek mensubu huzurevi başvurusunu reddederek vakayı kapatmıştır. Bu durum üzerine üst düzey idareci meslek mensubuna telefon ile ulaşmış ve kanaatini değiştirmesini istemiştir. Ancak meslek mensubu yaşlının huzurevi talebi olmadığını, zihinsel yeterliliğe sahip kişinin zorla huzurevine yerleştirilemeyeceğini açıklamasına rağmen, “sen raporunu … ‘huzurevine yerleştirilmesinde sakınca yoktur’ şeklinde değiştir, gerisini bize bırak” ifadesini kullanmıştır. Meslek mensubu bu olay üzerine yaşlıyla tekrar görüşmüş, durumu yaşlıya anlatmış, ancak yaşlı çocuklarının kendisine dair böyle bir talepleri olduğunu, kendisinin huzurevinde şu an yaşamak istemediğini ifade etmiştir. Meslek mensubu yaşlı ile yaptığı görüşme sonucunda kanaatini değiştirmemiş, bu nedenle de kanaatini değiştirmeyen meslek mensubundan idare tarafından savunma niteliğinde “bilgi notu” istenmiştir.

Burada iki önemli nokta bulunmaktadır. Birincisi, kendi kendine yeter durumda olan ve bu durumu sağlık kurulu raporuyla da ispatlanmış yaşlının rızası dışında huzurevine çocukları tarafından yerleştirilmek istenmesi. İkincisi ise, yaşlının yaşadığı ilde sosyal ve ekonomik yoksunluk içinde olan, özel huzurevine maaşları olmadığı için yerleşemeyen yaşlıların, kamu kuruluşu olan huzurevlerine yerleşebilmek için 6 aydan 2 yıla kadar sıra beklediği gerçeğidir. Ancak henüz sıraya alınmamış, hakkında inceleme yapılmamış bir yaşlının huzurevinde yerinin hazırlanmış olması, üzerinde durulması gereken bir durumdur.

ÖRNEK VAKA 9

Bir kadın müracaatçı, eşinden boşanmıştır. Kadın, biri ortaokul 7. sınıf, diğeri ortaokul 6. sınıf öğrencisi iki çocuğu ile birlikte baba evine yerleşmiştir. Müracaatçının babası emeklidir. Üç katlı küçük apartman kendisine aittir, apartmanın diğer katlarında da müracaatçının diğer kardeşleri yaşamaktadırlar. Müracaatçı 2 çocuğu adına da Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğünden 3 yıl boyunca sosyal ve ekonomik destek almıştır. Kendisi ile meslek mensubunun yaptığı görüşmelerde, sosyal ve ekonomik desteğin süreleri olduğu, ekonomik destek aldığı süreleri değerlendirmesi gerektiği, çalışmaya engel bir durumunun olmadığı, bu nedenle İş Kurumuna başvurması ve meslek edinme kurslarına gitmesi yönünde kendisine rehberlik yapılmıştır. Ancak müracaatçı, üç yıl boyunca kendi geleceğine dair bir plânlama yapmamıştır. Meslek mensubu tarafından yapılan son incelemede, müracaatçıdan mal varlığına dair belgeler istenmiş, ancak müracaatçı belgeleri teslim etmemiştir. Meslek mensubu değerlendirmesini yapmış ve sonuçta ailede ekonomik olarak korunmaya muhtaç çocuk olmadığını, müracaatçının kira ödemediğini, babasının gayrimenkulleri olduğunu, babası tarafından ekonomik olarak desteklendiğini, kendisinin de düzenli bir işte çalışabilecek yeterliliğe sahip olmasına rağmen çalışmayı düşünmediğini gerekçe göstererek, iki çocuktan birinin süreli yardımının kesilmesini uygun görmüştür. Müracaatçının ilgili İl Müdürlüğünde üst düzey yöneticilerle ilişkisi olması nedeniyle, vaka idare tarafından başka bir meslek mensubuna, ikinci çocuk adına yardımın bağlanması için devredilmiştir.

İlgili yayın için:

https://yadi.sk/i/PlwZocQR6Zm7kQ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Anti-Spam Quiz: